STREETWEAR'IN YÜKSELİŞİ: SOKAKTAN DÜNYA SAHNESİNE, GETTODAN BUGÜNE

Streetwear bir tasarım okulundan çıkmadı. New York'un hiphop mahallelerinden ve Kaliforniya'nın kaykay parklarından çıktı. 80'lerin sonu, 90'ların başında iki alt kültür kendi kıyafetini yarattı: bol kesim, grafik tişört, sneaker, bomber jackets, denim. Kimse buna "moda" demiyordu; o sadece sokağın kendini giyme biçimiydi. Moda dünyası bunu on yıllarca ciddiye almadı; sonra bir gün lüks evler aynı silüetleri podyuma çıkardı ve streetwear dünyanın en büyük giyim kategorilerinden biri haline geldi. Ama hikâyenin özü değişmedi: streetwear yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarı akar. Önce sokak giyer, sonra dünya fark eder.

Türkiye'ye giriş: 1995 ve bir kaset

Hiphop Türkiye'ye Amerika'dan değil, Almanya'dan geldi. 1995'te Almanya'da yaşayan gurbetçi gençlerin kurduğu Cartel, Türkçe rap'i bir anda ana akım medyanın gündemine soktu. O kaset bir müzikten fazlasıydı; beraberinde bir kültürün tamamını taşıyordu: breakdance, graffiti, DJ'lik ve tabii ki kıyafet. Bol pantolon, oversize tişört, bandana. Türkiye bu görüntüyle ilk kez o zaman tanıştı.

Cartel dalgası söndükten sonra kültür yeraltına çekildi ama ölmedi. 90'ların sonunda ve 2000'lerde rap, büyük şehirlerin kenar mahallelerinde (gettolarda) kök saldı. İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in varoşlarında gençler kasetten öğrendikleri kültürü kendi gerçekleriyle harmanladı. Sokakta bol pantolonla, baggy denimle gezen o gençlerle alay edildi. "Amerikancılık" dendi, "özenti" dendi, mahallede gülündü, okulda dışlandı. Rap yapmak ciddi bir uğraş sayılmadı; rapçi kıyafeti giymek ise düpedüz tuhaflıktı.

Alay edilenler haklı çıktı

Bugün geriye dönüp bakınca tablo net: o gençler görünmez öncülerdi. Gettolarda alay edilen rapçiler, bugün Türkiye'nin en çok dinlenen müzik türlerinden birinin ve hızla büyüyen bir giyim kültürünün temelini attı. 2000'lerde Ceza ve Sagopa Kajmer gibi isimler rap'i yeraltından çıkarıp milyonlara ulaştırdı; 2017'de Ezhel'in Müptezhel albümü türü kesin olarak ana akıma taşıdı. Rap ana akıma girince kıyafeti de girdi. Bir zamanlar "özenti" denilen bol silüet, bugün Türkiye'de gençliğin varsayılan giyim dili. Jorts, baggy denim, bomber jackets: hepsi artık sokakta sıradan, hatta beklenen görüntüler.

İşin ironisi şu: bugün streetwear giyen çoğu genç, bu kıyafetin bedelini ödeyenleri tanımıyor. O bedeli, 90'larda ve 2000'lerde mahalle baskısına rağmen o kıyafeti giyen, o müziği yapan insanlar ödedi. Streetwear'in Türkiye'deki gerçek tarihi mağaza vitrinlerinde yazılmadı; gettoların kayıt altına alınmamış yıllarında yazıldı.

Türkiye sahnesi bugün

Türkiye artık streetwear'de sadece tüketici olmaktan çıktı, üretici de oldu. İstanbul'dan çıkıp global sahnede kendine yer açan markalar var; şehrin kaotik enerjisi, Doğu-Batı harmanı ve güçlü tekstil altyapısı Türkiye'yi bu kültürün üretim üslerinden biri yapıyor. Denim burada ayrı bir yerde duruyor: Türkiye dünyanın en önemli denim üretim merkezlerinden biri ve bu bilgi birikimi artık yerli markaların elinde kendi hikâyesini anlatıyor.

Raveit bu hikâyenin içinden geliyor

Bizim için bu makale bir dışarıdan bakış değil. Raveit'in kurucusu o kültürün içinden geliyor: mikrofonun arkasında geçen yıllardan, rap'in ciddiye alınmadığı dönemlerden. Bu marka, gettoda alay edilen o kıyafetin bugün bir dile dönüştüğünü bilen insanlar tarafından kuruldu. Jorts'u, baggy denimi, bomber'ı üretirken kaynağını unutmuyoruz: bu parçaların hiçbiri trend olduğu için burada değil. Sokak bunları trend olmadan önce giydi. Biz de oradan devam ediyoruz.

Streetwear'in yükselişi bir moda hikâyesi değil, bir haklı çıkma hikâyesi. Ve bu hikâyenin Türkiye bölümü, adı hiç anılmayan öncülere çok şey borçlu.

Bloga dön